Dünyanın geleceği tarım

Haydi, gelin hep birlikte sorgulayalım, dünyanın geleceğine hangi sektör damgasını vuracak? Otomotiv sanayi mi? Bilgisayar dünyası mı? Yoksa uzay araştırmaları mı? Veya yapay zeka,robot teknolojisi mi? Tabi bunların hepsi 21. Yüzyılda birbiriyle bir yarış halindeler… Lakin bu alanlardaki üretimlerin hepsi insanların içinde olduğu bir yer küre de geçerli değil mi? İnsan yoksa bütün bu çalışmaların kime ne yararı var ki! Önce insanı besleyip, yaşatıp, geleceğe taşımak gerekmez mi? Peki, insan varlığının yarınlarda olmasını sağlamak için neler gerekiyor? Bütün bu sorgulamalardan sonra, insanlığın dünyadaki yaşamın devamı için dört temel maddeye ihtiyaç duyduğumuzu fark ederiz. Bizim için olmazsa, olmaz olan bu dört ana gereksinim sağlıklı gıda, temiz su, temiz bir çevre ve enerjidir. Kâinatta bütün bunları bize verebilecek olan tek sektör de tarım ve onun en büyük ana sermayesi olan topraktır. Rahmetli halk ozanı Aşık Veysel’in zamanında sazının tellerinden dillendirdiği” Benim Sadık Yarim Kara Topraktır “ sözleriyle kimlere, nerelere mesajlar ilettiğini şimdi daha iyi kavrıyoruz değil mi?

PLASTİK DOMATES LASTİK MARUL VE DÜNYANIN YENİDEN PAYLAŞIMI

 Tarlalarda, bahçelerde, bağlarda üretilen tarımsal ürünlerle, toprakta yetişen yem bitkileriyle, meralardaki ot ve çimenlerle beslenen hayvanlardan elde edilen gıdalarla karnımızı doyururuz. Ağaçların, çiçeklerin, yeşil örtünün yarattığı temiz bir çevredeki temiz havayı soluruz. Bu tabiatın bu habitatın sağladığı kaynaklardan suyumuzu temin edip, tarımın ürettiği yağlı tohumlardan da biyo yakıt elde ederek nesillerimizi, gelecek kuşaklarımızı yarınlara taşıyabiliriz. Kimse yurttaşını plastik domatesle, lastik marulla besleyemez. Bu gerçeği daha öncelerden keşfeden ülkeler, tarımlarını geliştirerek, çiftçilerini destekleyerek, teknolojilerle donatarak, bu günün dünyasında tarımın gelişmiş ülkeleri haline geldiler. Şimdi de diğer tarımda gelişmekte olan ülkeleri dünya piyasalarındaki üretimleri ve teknolojik güçleriyle, uluslar arası kurum ve kuruluşlardaki etkin rolleriyle kontrol etmek çabasındalar. Artık dünyanın yeniden paylaşımı, yeniden şekillenmesinin planları  yapılırken tek kriter tarım olacak. Bu gün dünyanın dört bir tarafında yaşanılan, adı konulmamış savaşların altındaki gerçek nedenler de hep bu ortak payda var.

ÜLKEMİZDEKİ TARIMIN FARKINDAMIYIZ?

 Ülke olarak acaba biz bu hakikatin farkında mıyız? Tarımsal üretimlerin sahipleri köylüye, çiftçiye nasıl bakıyoruz? Toprağımızın, suyumuzun kıymetini biliyor muyuz? Kentlilerimiz sofralarında bulduğu gıdaların nerden geldiğini, nasıl yetiştirildiğini, kimlerin alın teri, kimlerin emeği olduğunu sorguluyor muyuz? Tarım alanlarımız kirlenirse, meralarımız, ovalarımız yok olursa, düşüncesizce betonlaşma, randa dönük yapılaşma, ziraat alanlarını doldurursa, insanımızın beslenmesini nereden sağlarız diye hiç hesap yaptık mı? Gelecek nasıl gelecek? Yarınlarımız olacak nesiller neyle büyüyüp, gelişecek? Kırsaldaki nasırlı ellerin, toprakla buluşturduğu ATA TOHUMLARININ döngüsü biterse, üretimin sürdürülebilirliği “Genetiğiyle Oynanmış Tohumlar” yüzünden tüketilirse, bu memlekette tarım yaşar mı? Geleceği düşlerken bu sorular hiç aklınıza bir gün misafir oldu mu? Haydi! Şimdi bu satırları okuduktan sonra şöyle arkanıza yaslanıp, bir an tarımsal ürünlerin, beslendiğiniz gıdaların olmadığı bir dünyayı aklınıza getirin bakalım, haliniz nice olur? Sizce gelecek nasıl gelecek? Gelecek nasıl olacak? Söyleyin… Neden köylü, çiftçiyi ATATÜRK,  “Milletin Efendisi” yerine koyduğunu şimdi daha iyi  anladınız mı?