Genç bir muhabirin gözünden: Gazetecilik…

İzmir’de ilk gazetecilik yapmaya başladığım günün üzerinden neredeyse üç yıl geçti. Üniversiteye ilk başladığım yıl, puanımın çok altında bir üniversite tercih etmiştim. Bunun sebepleri vardı ama sonrasında çok pişman olmuştum. Asıl hedefim reklamcı olmak, freelance çalışmak ve sürekli seyahat etmekti…

Sonra fikirlerin bende değişmesi, İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleştirilen, duayen gazeteciler ile öğrencilerin bir araya getirildiği bir buluşma ile oldu. O gün oradaki konuşmaları dinlemem, hayatımın gidiş noktasını değiştirdi. Programa Doğan Şentürk, Deniz Zeyrek, Faruk Bildirici, Pınar Türenç ve Çiğdem Toker katılmıştı. Kendileriyle tanışmak, konuşmak, mesleki açıdan sorular sormak ve yanıtlar alabilmek gazeteciliğe olan merakımı artırmıştı.

Daha sonraları büyük bir heyecanla “Orta Sayfa”yı izlerdim. Tabii gazeteci dediğin “her şeyde bir şey, bir şeyde her şeyi” bilen derlerdi. Her hafta cuma gününü büyük bir merak ve sabırsızlıkla beklerdim. Onların fikirlerini, bakış açılarını dinlemek ve olaylara o perspektiften bakabilmek beni bir gazeteci mantığıyla çok mutlu ederdi.

Daha sonraları içimde çalışma isteği başladı ama nereden, nasıl başlarım bilemedim. Birinci sınıftaydım ve “Gazetelerin çoğu deneyimi olmayan birini neden işe alsın?” düşüncesi kafamda hep dönüp duruyordu. Sonrasında İzmir Gazeteciler Cemiyeti’nin Basın Akademisi’nde, öğrencilere ve basın çalışanlarına yönelik eğitimler başladı. İlk eğitimde, kurumumun imtiyaz sahibi Mustafa Yılmaz ve çok kıymetli eşi, Anadolu Ajansı Muhabiri Efsun Erbalaban Yılmaz ile tanıştım.

Meslek hayatlarından ve karşılaştıkları olaylardan bahsederek biz öğrencilere deneyimlerini aktardılar. Bizlere Efsun Hanım’ın “İnsandan Haber Var” kitabını hediye ettiler. O gün büyük bir heyecanla eve gidip kitabı tek solukta bitirdim. Kitaptaki ilk hikâyelerden biri olan yangına gidişini ve yolda yaşadıklarını anlatması beni çok etkilemişti. Her insanın meslek hayatında idol almak istediği biri olmuştur; benim de idolüm artık Efsun Hanım’dı.

Cemiyetteki eğitimler devam ediyordu. Yine bir eğitime gittiğim akşam, Efsun Hanım’ın Anadolu Ajansı’na veda ettiğini ve Egeli Gazete’de devam edeceğini öğrenmiştim. Ertesi gün Egeli Gazete ile iletişime geçtim. Daha önce üniversitede gönüllü olarak çalışıyordum ama yerel basında çalışmanın çok ayrı bir şey olduğunu sonradan anladım.

Ertesi gün hemen bir basın toplantısı vardı. O toplantıya gidip gitmeyeceğim soruldu. Büyük bir özgüven ve heyecanla “Giderim, yaparım” dedim. Ertesi gün büyük bir heyecanla gittim ama hiçbir şey anlamadım. Haberi 6-7 saat boyunca yazmaya çalıştım ve oldukça geciktirdim. Meğer ne kadar stresli ve güç bir işmiş. Dışarıdan bakınca gazeteciler iki yazı yazıp fotoğraf çekiyor sanılıyor ama o gün yaşadığım stresi hâlâ içimde bir yerde hissediyorum.

Her okul çıkışı üşenmeden Çiğli’den Konak’a gidiyordum. Günde bana verilen sadece bir haberi bile güçlükle yazabiliyordum. Daha sonraları gazetenin muhabir/editör görevini üstlenen Cemre Yuvarlak ile birlikte sahaya çıkmaya başladım. Her sahaya çıkışımda beni büyük bir deneyim bekliyordu. Alana girerken her seferinde Cemre’nin koluna yapışır, ondan ayrılmamaya çalışırdım. Çünkü onu orada kaybedersem içeri giremeyeceğimi biliyordum.

Daha sonraları sahaya tek başıma çıkmaya başladım. Ne yapacağını bilmeyen, sudan çıkmış ördek misali; bir yandan alana girmeye çalışan, bir yandan fotoğraf çekmeye uğraşan, bir yandan da haber yazmaya çalışan bir hâlde… İlk zamanlarda herkes haberlerini geçerken ben genelde haberi kuruma en son gönderenlerden oluyordum.

O yüzden bence gazeteci olmak üniversitelerde değil, çalışılan kurumlarda öğrenilen bir meslek. Çalıştığınız insanlar ne kadar sabırlı, anlayışlı ve destekleyiciyse, bir şeyleri o kadar hızlı öğreniyorsunuz, o kadar heyecan ve hevesle yapıyorsunuz...

Efsun Hanım’ın desteği ve yönlendirmeleri ile gazetenin editoryal ve dijital medya süreçlerinde daha etkin olmaya, sahada daha sık görev almaya, haber konusunda kendimi geliştirmeye, gazeteciliği her yönüyle öğrenmeye ve bir hayat biçimi haline getirmeye başladım

Şimdi düşününce gerçekten uzun bir süreç geçmiş. İlk zamanlarda başlığa nokta konulmaz denmesine rağmen her haberde başlığa nokta koyup gönderiyordum. Haberlerin özneleri yanlış oluyor, cümleler yarım kalıyordu. Yazdığım haberlerin editörlüğünü görevi olmamasına rağmen Cemre yapıyordu. Sanırım bana kırk kere “başlığa nokta konulmaz” demiştir ama hiç kızmadı. Her zaman bir abla gibiydi. Ofiste genelde birlikte olurduk. Sahada bir şey olunca direkt onu arardım ve ne olursa olsun, ne kadar uzakta olursa olsun problemi hemen çözer, bana yol gösterirdi.

Bir zamandan sonra panele haber girmeye başladım. Bazen başlıklar, bazen içerikler, bazen de görseller yanlış oldu ama bunun için bana hiç kızılmadı. “Ben olsam çok sinirlenirdim” dediğim noktalarda bile bana asla kızılmadı. Hatta bir gün bir haberi yanlış girerek herkese gönderilmesine neden oldum. Bu fark edildikten sonra, neden deneyimsiz birinin çalışmasının istenmediğini bir kez daha kendim fark ettim ama kurumumdaki üstlerim benimle aynı fikirde değildi.

Çünkü böyle bir olayda bile bana sakin ve nazikçe durumu anlattılar ve düzelttiler. O gün “Bir daha buraya gelme” denilmesini beklerken, Genel Yayın Yönetmenimiz Mustafa Yılmaz bana, “Eee, bir dahakine dikkat et. Bu meslekte hız kadar doğru haberi vermek de önemli,” dedi. O gün yaşadığım stres, hâlâ bahsi geçtiğinde bile kelimelerle tarif edilemez…

Bir diğer konuda  gazetecinin vazgeçilmezi özel habermiş; Mustafa Abi hep öyle söyler. Bizi özel haber üretmeye teşvik ederdi, halada ediyor. İşe ilk başladığım dönem Bayraklı’da kalıyordum. Şehir Hastanesi o zaman yeni açılmıştı, ulaşımı oturmamıştı, hatta neredeyse yoktu. “İzmir’den hastaneye nasıl gidilir?” diye bir hafta boyunca giden otobüslere binmiştim. Bu haber daha sonra gazetemizin sürmanşetinde yayımlandı. Benim yaşımdaki biri için ne kadar büyük bir olaydı, 40 gün boyunca aileme arkadaşlarıma defalarca anlattım…

Bir süre gazetecilerin nasıl özel haber ürettiğini, nerelerden neler çıkarabildiklerini anlamakta zorlandım. Düşünüyorsun, bir haber ortaya çıkarıyorsun, o haberden başka bilgiler elde ediyorsun, analiz ediyorsun, teyit ediyorsun ve yayınlanıyor… Yazması ne kadar kolaysa süreçleri de bir o kadar zor.

Sonradan anladım ki gazeteciliğin esası düşünmeye ve üretmeye dayalı bir meslek olmasıymış. Asla durmayan bir gündem ve bitmeyen bir iş yükü var. Çünkü artık her şeye haber olarak bakıyorsun. Bir yerden sonra da olaylar sana denk gelmeye başlıyor.

Bunun en yakın örneği, arkadaşımla buluştuğum sıradan bir günde Bostanlı’da balıkçı barınağında bir teknenin karada alev almasına denk gelmemdi. Belki bunun gibi daha birçok olaya tanık oldum ama hepsini anlatmak zor olurdu.

Şu an üç yıldır aynı kurumda çalışıyorum ve mesleğimi severek yapıyorum. Çalışmak için kalktığım günlerde güne mutlu başlıyorum. Çünkü bu süreçte meslekten soğuyacağım bir kurumda bulunmadım. Bu mesleği, bana hocalık eden ve birlikte çalıştığım duayen gazetecilerden öğrendim. Ben gazeteciliği böyle sevdim, böyle öğrendim. Bu süreçte öğrendiğim en önemli şey ise bu mesleği sevmek için başladığınız kurumun çok önemli olduğu oldu.

Belki bana bu kadar sabır gösterilmeseydi, ben de diğer arkadaşlarım gibi bu meslekten kopup giderdim. Şimdi 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü Egeli Gazete’de ikinci kez kutluyor olacağım. Ya da daha doğrusu, Egeli Gazete sayesinde ikinci kez kutluyor olacağım…

Ben hâlâ yolun başında olan, mesleğine her gün daha çok bağlanan bir gazeteci olarak; sahada çalışan gazetecilerin bu meslek için ne kadar emek verdiğini çok iyi görüyorum. Bazen yağmurda, bazen 45 derece sıcakta, bazen de olayların tam ortasında… Çok emek verilen ama çoğu zaman geri planda kalan, çok kıymetli bir meslek gazetecilik. Aynı zamanda çok önemli bir kamu görevi görevi üstleniyor

Bu yüzden en başta kendi hocalarıma; Egeli Gazete İmtiyaz Sahibi Mustafa Yılmaz’a, Efsun Erbalaban Yılmaz’a, Şükrü Akın’a, Hürol Dağdelen’e ve Cemre Yuvarlak’a teşekkür ediyorum. Bana bu mesleğin nasıl yapılacağının temellerini gösterdikleri ve meslek hayatıma katkı sağladıkları için…

Aynı zamanda bu mesleğe emek vermiş, hayatını gazeteciliğe adamış, etiklerinden ödün vermemiş tüm duayen büyüklerimin ve benim gibi mesleğe yeni başlamış tüm gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.