1. Anasayfa
  2. Haberler
  3. Güncel
  4. Gazeteci Dert Babası Özdemir Hazarın vasiyeti neydi?

Gazeteci Dert Babası Özdemir Hazarın vasiyeti neydi?

Özdemir Hazar, halkın çok benimsediği “Dert Babası” kimliği ile tanınan ve aynı başlıkta Yeni Asır gazetesinde bir canlı köşesi bulunan orta yaşı epey geçmiş bir usta yazarımızdı.

  • | Son Güncelleme:
  • | İzmir'de Son Dakika

Özdemir Hazar, halkın çok benimsediği “Dert Babası” kimliği ile tanınan ve aynı
başlıkta Yeni Asır gazetesinde bir canlı köşesi bulunan orta yaşı epey geçmiş bir usta
yazarımızdı. Başlıca özellikleri hemen vereyim:
1- Her şeyden önce eski İzmir kökenli olduğu için, şehrin taşını, toprağını,
girdisin çıktısını iyi bilirdi, bunları nostaljik bir uslupla yazarak hakiki İzmirlinin
damarına hitap ederdi.
2- Komple bir gazeteciydi. Haberin kokusunu alır, haberin ayağına gider ve
yanındaki foto muhabirinin yardımı ile haberin röntgenini çekip, ayrıntılarını
yazısına dökerdi.
3- Odası hep derdi olanlarla doluydu, telefonu hiç susmazdı, fakstan ona ihbarlar
gelirdi sürekli. Odasına girdiğinizde ona medyun önemli adamlar görürdünüz;
bunlar arasında musiki üstadı Ali Rıza Avni, kibar iş adamı Şevki Figen,
Kemeraltı’dan diş doktoru Çuval Osman (Osman Nail), futbol hakemi kankası
Suphi Alpayım, iki günde bir tansiyonuna bakan doktorunu hatırlıyorum.
4- Yılda birkaç kez gazete arabası ve foto muhabiri ile yaptığı Ege turlarında bir
gidişte yirmi otuza yakın manşetlik haber ile geri dönerdi. Bunu böyle yapan
başka bir yazarımız yoktu. Evet vardı, yine mükellef yan odalarında oturan
rahat yazarlarımız vardı, ama onlar işi telefonla ve faksla hallederlerdi.
5- Sanata düşkündü. “İki kalas bir heves” zamanındaki tiyatro çalışmalarından
gençliğinde geçerek önce kitapçılığa sonra gazeteciliğe soyunmuştu. Sanat
onun için daima haberinin verilmesi gereken bir daldı. Sanatı magazin
gözüyle bakan bir gazetede sanat muhabiri olunca önce onun sevgisini,
onayını ve desteğini kazanmak çok önemliydi. Bunu başarmıştım. Bu yüzden
sanat olaylarını hep aramızda paslaşarak gazetede gündemine getirdik.
6- Aşk hikâyeleri yazardı. Hikâyelerinin geçtiği ortam hep İzmir’di; parklar,
bahçeler, okul çıkışları, tramvay durakları, çarşılar ve tenha kadim sokaklar.
Bunları arada gazetede yayınlardı. Bence iyi öykücü idi. Ama edebiyat
dünyası dönüp de ona bakmadı bile.
7- Hikâyelerinin kitap haline gelmesini özlerdi. Ama kitapsız kaldı. Gazete
meşguliyetinden hikâyelerini toplayıp bir yayınevine sunamadı. Ama ben onun
hikâyelerini özenle biriktirdim. Hepsi göz yaşartıcı aşk hikâyeleri. En büyük
arzum bir gün onun adına bir kitap halinde bastırıp, torunlarının önüne
koyabilmek. Kısmet.
8- Halk adamı olduğu için, üstelik akşamcı olduğu için, onunla her şeyi gazete
dışında olmak şartıyla konuşabilirdiniz, yani meyhanelerde ve özellikle
Alsancak’ta Bornova Sokağı’nda “Orhan’ın Yeri”nde. Babamız mesaisi bitince
gazete arabasıyla, bastonuna dayanarak o meyhaneye gider, İzmirli yaşı
geçkin fırlamaların çevresini sardığı bir ortamda, daldan dala atlayarak koyu
sohbetler yapardı.
9- Asık suratlı görünümünün ardında muzip ve şakacı bir adamdı. Ortamını
bulduğu zaman, gırgıra başlamaktan ve ortalığı kırıp geçirmekten çekinmezdi.
Biraz Bektaşi, biraz Mevlevi, biraz kuzu, biraz kurt bir kimliği vardı.
10- Sopa gibi kullandığı bastonunu kızdığına şakadan çırpıştırmaktan çekinmezdi.
En çok Korcan Karar’a kızardı. Çünkü birlikte gittikleri haber veya Ege

turlarında Korcan’ın objektifine muhtaçtı. Korcan, Özdemir Baba’dan bir gofret
almadan deklanşöre basmazdı. Bir haberde Korcan’a onbeş gofret
ısmarlamak zorunda kalan Özdemir Baba küplere binerdi.
11- Ama bu işlemin tersini de başkasına uygulardı. Akşamüstü acıkınca,
Anavatan Partili (ANAP) belediye meclis üyesi şişman bir ünlü kişiye telefon
açar, şimşek gibi gümbürtülü sesiyle “Ulen, filanca tarihte İhsan Alyanak,
itfaiye teşkilatı ile Yeni Asır’ın matbaasını basıp baskı makinelerimize su
püskürtürken, saldırı organizasyonunu gazetenin arkasındaki İtfaiye
kulesinden telsizle senin idare ettiğini biliyorum, elimde fotoğraflar da var.
Eğer yarım saat içinde Altınkapı Restoran’dan iki kişilik Adana kebap
gazeteye benim odama gelmez ise, yarınki gazetede bu haber ve eski
komünist kimliğin ile görüneceksin. Herhalde prensi olduğun Turgut Özal
baban bundan hoşlanmayacak!..” der telefonu kapatırdı. Gerçekten yarım
saat sonra mis gibi Adana Kebaplar, odasına gelirdi. Bu sık sık tekrarlanırdı.
Bu sayede çok kebap yemişizdir onun odasında.
Özdemir Hazar, uzun yazılması gerekli önemli bir basın portresidir. Onun
bölümünü uzatacağım.

 

DERT BABASI’NIN VASİYETİ NEYDİ?
Özdemir Hazar hakkında, Çeşme Ilıca’da Denizatı İnternet Kafe’de yazdığım bir
yazıyı, 13 Ocak 2008 tarihinde Hürriyet’e yazı işleri müdürüm Nejat Bekmen’e
göndermiştim. Birkaç gün sonra yazım, Hürriyet Ege’de Pazar günü Ege’de Zaman
köşemde “Dert Babasını çok özledik” başlığı ile yayınlandı. Aynen aşağıya
alıyorum.
“.. 11 Ocak 1990 yılında kaybettiğimiz usta gazeteci, halkın dert babası, sanatın
yılmaz savunucusu, İzmir aşığı, Ege sevdalısı Özdemir Hazar’ın yeri, aradan geçen
18 yıla rağmen ne yazık ki doldurulamadı. Onun gazetecilik aşkını, genç kuşaklara
örnek gösteriyor, anısı önünde saygı ile eğiliyoruz. Bu arada ustamızın vasiyetini
açıklayacağız. Ölmeden önce bize emanet ettiği vasiyetini açıklayarak, bu kültür aşığı
gazeteciyi kucaklıyoruz.
Ama önce ona yazdığım şiirimi takdim etmeliyim.


ÖZDEMİR BABA
gözlüğü burnunda
bakışı dimdik
kükrer her lafında
elinde bastonu
ailesi sıcak yuvası
aşkı kitap, tiyatro
ekmeği haber, daktilo
her kaldırımda hatırası
basın yasası, halk tasası
dert babası, dert babası
üç duble, azıcık kavun
akşam dostlar meclisinde
orhan’ın yerinde
izmir de İzmir
bitmez derdi İzmir

Sevgili Özdemir Hazar’ı kaybedeli 18 yıl olmuş. Yıllar, yıldırım hızı ile geçiyor.
Hayat denilen trene yetişmek mümkün değil. 11 Ocak 1990 günü kaybettiğimiz usta
gazeteci, sanat ve kültür dostu sadece bugün değil, her gün hatırlamak istiyorum.
Anadolu Ajansı’nın usta muhabiri kardeşim Mehmet Özdoğru, rahmetli Özdemir
Hazar’ın sağlığında göremediği damadıdır, yani küçük kızı Banu’nun eşidir.
Geçenlerde konuşurken, rahmetlinin sağlığında daktiloya yazarak bana verdiği kısa
yaşam öyküsü ve vasiyetinden söz ettim. Damadının ısrarı üzerine, Özdemir
Baba’nın bana tevdi ettiği belgeyi aşağıda kendi ağzından sunuyorum.
Edebiyatla tanışma
Özdemir Baba diyor ki:
“- 1927 yılında Karataş’ta Hasanbey kiliniği’nde gözlerimi dünyaya açtım. Dedem,
ünlü İzmir Defterdarı Nurullah Bey’dir. Babam ve annemi küçük yaşta kaybettim,
halam tarafından büyütüldüm. “Baba” dediğim Kemal Hazar, İzmir’in sevilen bir
öğretmeniydi. Lisede okurken macera hevesine kapıldım, İstanbul’a kaçtım, fırıncı
çıraklığı, matbaa işçiliği yaptım. Behçet Kemal Çağlar’ın “Olay” dergisinde çalıştım.
İlkyazım ilkbahar nostaljisi üzerineydi, 1934’te “Çocuk Sesi” dergisinde çıktı.
İlkokulu bitirinceye kadar bu dergide iki ayda bir hikayelerim çıktı. Her hikayeden 2,5
lira kazandım. Edebiyata hızla yöneldim. Hikayecilikte karar kıldım. Çınaraltı, Kaynak,
Varlık, Yeditepe dergilerinde gözüktüm. İkinci Yeni’cilere katıldım. “Mavi” dergisinde
yazılarım çıktı. İzmir’de ise Ağaç, Kervan, Varan dergilerini çıkardım.

 

Gazetecilik yılları
1949 Ekim ayında Anadolu gazetesinde gazeteciliğe başladım. İlk yazım 7
Aralık’ta yayınlandı. Şarkıcı Yaşar Güvenir ile röportajdı. Bu gazetede “Şehir Uşağı
Kemaloğlu” takma adıyla şehir konuları işledim. Gazete kapanınca 1954’e kadar yeni
Asır’da sanat sayfaları düzenledim. O yıl, Demokrat İzmir’e katıldım. 1963’e kadar
İstihbarat şefi olarak çalıştım.
Anadolu Ajansı’na geçtim. Çukurova Bölge Müdürü oldum. Sonra 1978’e kadar
Anadolu Ajansı Ege Bölge Müdürlüğü yaptım. 27 Mayıs 1978 günü CHP iktidarı
tarafından işimden gerekçesiz kovuldum. Emekliliğime 3 ay vardı. 1 Haziran’dan
itibaren Yeni Asır’da işe başladım. Önce, Sorunlar-Sorunlular Sütunu’nu, sonra Dert
Babası sütununu yüklendim. Hala da devam ediyor. 1952’de canımın için Saadet
hanımla evlendim, üç kızım, üç torunum oldu.


Sanat aşkı: iki kalas bir heves
Demokrat İzmir’de çalışırken, Vatan, Hürvatan, Kim, Yenigün gazete ve
dergilerinin Ege bölgesi temsilciliğini yaptım. 1966’dan sonra Yeni Asır’ın Tiyatro-
Sanat sayfasını yönettim. Satın Alınan Adam, Biz de Arkadaş mıyız?, Muhteşem
Serseri isimli senaryolarım filme çekildi. Satın Alınan Adam, Tanrılar Böyle İstemişti,
Açıldıkça, Yabancı isimli romanlarım gazetelerde yayınlandı. Binlerce sanat haberi,
yüzlerce sanat yazısı, söyleşisi, hikaye yazdım.
1946’da ilki Türk Dil Kurumu’ndan, İzmir ile İstanbul Gazeteciler Cemiyeti
yarışmalarından 18 kadar ödül aldım. Bunları plaketleri tüm gururumdur. Gazeteciler
Kooperatifinden bir evim var. Param yok. Akşamları Alsancak’ta Kulüp Orhan’ın
barında oturmayı adet edindim, hoşsohbetliğim, arkadaş canlısı olmam, insanları
sevmem, çevremi ana baba gününe döndürür.
Dağınık bir yaşamım oldu. Eski yazılarımı, hikâyelerimi sevgili dostum Yaşar
Aksoy, dört yıldan beri toplamaya, tasnif etmeye başladı. En büyük arzum,
yazılarımdan özellikle hikâyelerimden bir kitabımın yayınlamasıdır. Bir türlü
gerçekleşmedi.
Kitap aşığı adamım ama kitapsız gidiyorum öte aleme. İzmir’in büyük bir holdingi

olan Yaşar Holding’e müracaat ettim, hikaye kitabımın basılması için. Yeni Asır
televizyon yazarı ve gazeteci kökenli holding üst danışmanı, gazeteye sarılı bir paket
içinde kitabımı bana iade ediverdi, aramadı bile. Yıkıldım! Yaşar Aksoy’a vasiyet
ediyorum, ben ölsem de, bir gün torunlarım bir kitabımı basılmış görsünler, bu işin
takipçisi olun. Kitapsız yazar olarak kalmak istemiyorum. İzmirlilerin ve ailemin
benden sonra, beni unutmamalarını dilerim. Onları çok seviyorum.”

Özdemir Hazar’ın yeri doldurulamadı.
Usta gazeteciyi hala hatırlayan okuyucuları ve dertlerine çare bulunmuş
hemşerileri, bunca yıl sonra yerinin bir türlü doldurulamadığını savundular. Halkın
derdi hala sahipsizdir.
1984 yılından itibaren Yeni Asır gazetesinde dizi dibinde yaptığımız nitelikli
çalışmaları, dizi yazıları, haberleri sevgiyle hatırlıyorum. Ondan çok şey öğrendik,
usta-çırak ilişkisinin tatlı-sert tadını onun gölgesinde iken yaşadık. Kent sevgisi, sanat
uyarlığı, kültür kavgacılığı demek, Özdemir Hazar demekti. Kentin sanatı, kültürü,
sanat duyarlığı, hele hele tiyatro aşkı onun yokluğunda öksüz kaldı.
Sevgili dostum Orhan Alpayım’ın babası eski hakem Suphi Alpayım ile olan
dostluğu, bu iki kankayı uzaktan keyifle izlememize sebeb olmuştur. Aslında Dert
Babası herkesle kanka idi.
Özdemir Baba’nın biricik aşkı, eşi Saadet Hanım’dı. Kadriye, Melek ve Banu da,
babalarına layık evlatlar oldular. Kadriye - Atilla Günerken çiftinden gazetecilik
mesleğini seçen Özge ile Emre doğdu. Melek - Coşkun İnce çiftinden Duygu doğdu.
Banu - Gazeteci Mehmet Özdoğru çiftinden ise Dert Babası’nın ismini yaşatan Pelin
Hazar doğdu. Onbir kişilik aile, sevgiyle Dert Babası’nın hatıralarını özlemle
yaşatıyorlar. Onu hiç unutmadılar. Ne mutlu onlara!.. Saadet Hanım, 7.8.2013
tarihinde vefat etti. Rahmet..


BİR KAÇ FOTOĞRAF
Yazıma eklediğim fotoğraflarda şu görüntüler yer almıştı:
Foto Balım’daki yakışıklı: Özdemir Hazar’ı, 20 yaşında yakışıklı bir tiyatro
heveslisi olduğu 1947 yılında gösteren bu fotoğraf, Kemeraltı’nda Foto Balım’da
çekilmiş.
Zeki Müren’i güldürürken: Tüm önde gelen sanatçılarla olduğu gibi Zeki Müren
ile de yakın dost olan Özdemir Hazar’ı, ünlü sanatçıyı 1966 yılında güldürürken
görüyoruz
Daima tiyatro aşığı olarak kaldı: Tiyatro denince akan sular dururdu. Tiyatro ile
ilgili her şey Özdemir Hazar’ı heyecanlandırırdı. 1974 yılında Avni Dilligil ile söyleşi
yapmak onun için büyük keyifti.
Biricik ustam oldu: Gazetecilik aşkı konusunda en çok Özdemir Hazar’dan
etkilendim ve bana büyük emeği geçti. 1985 yılında fuarda Metin Akpınar’a soru
soruyor ben ise yanıtı kaleme alıyorum. Beni çanta gibi yanında taşırdı. Yanımızda
genç muhabirler Ercan İşsever ile Ergun Gümrah ta bulunmakta üstelik.
Gazeteci damadını göremedi: Fotoğrafta Özdemir Hazar’ın kızı Banu’yu,eşi
Saadet hanımı ve damat Anadolu Ajansı muhabiri gazeteci Mehmet Özdoğru’yu
görüyoruz. Dert Babası, ne yazık ki küçük kızının evlendiğini göremedi.
(Not: Özdemir Hazar hakkında araştırma yapmak isteyen araştırmacılar, şu iki
araştırma yazımı da dikkate almalıdırlar: 1- Özdemir Hazar Anlatıyor: Gençler eski
ustalarını örnek alsınlar, Yeni Asır, 19.1985. 2- Dertlerini kime bıraktın baba? (Ölümü
üzerine yazılmış tam sayfa yazı), Yeni Asır, 12.1.1989.

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz