Okula saldırı sosyal çürümenin kanıtıdır
Okullara art arda silahlı saldırı yüreklerimizi kanattı. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta öğretmen ve öğrencilerimizi hedef alan saldırılar, bir çöküşün işaretidir. Bu net.
- | Son Güncelleme:
- | İzmir'de Son Dakika
Okullara art arda silahlı saldırı yüreklerimizi kanattı.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta öğretmen ve öğrencilerimizi hedef alan saldırılar, bir çöküşün işaretidir.
Bu net.
Hiçbirimiz, öğretmen eşini kaybeden bir babanın, biricik evlatlarını yitiren ailelerin yüreklerinde yaşadığı derin acıyı hissedemeyiz.
Asla.
Hele sevdiklerinden onları koparan, hayatlarının baharında çocuk katillerse, acı daha da büyüyor.
Neden ve nasıl sorusu büyük bir muamma…
O yaşta, yanlarında silah getirip öğretmenlerine, sınıf arkadaşlarına, okul görevlilerine ateş açmak, onları öldürmekten zevk almak, belki etki altında kalmakla açıklanabilir ilk bakışta…
Olabilir…
Ancak olay daha derin, etkinin çok ötesinde….
***
Uzun yıllar Yeni Asır’da, şimdi de Egeli Gazete’de konu aldığım köşe yazılarının birçoğunda, bilerek, isteyerek yaratılan "korku toplumu projesi"ni dile getirmeye çalıştım.
Örneğin 2009 tarihli bir yazımın başlığı “Hedef korku toplumu yaratmak”…
İçeriğinden birkaç satır:
“Her şeyden korkar olduk… Mafyavari yöntemlerden, adaletsizlikten, televizyon teröründen, işsiz kalmaktan, yaya kaldırımından geçmekten, kalabalık otobüslere binmekten, "Bir gün bizim de başımıza gelir" inancıyla cinayet haberleri izlemek ve okumaktan, parasız kalmaktan, geleceği görememekten, çocuklarımızı mutsuz görmekten, şiddeti körükleyen tavırlardan, trafikten, otomobil kullanmaktan, tuttuğumuz takımın yenilmesinden ve daha birçok yaşam sürecinden korkuyoruz... İşte bu yüzden kendimize güvencimiz yok, yıllardır."
Ve çok yakın bir tarih, bu yılın ocak ayında yazdığım bir yazı:
Başlığı: Yaşadıklarımız, toplumu çöküntüye sürükleme çabası..
"Toplumun büyük çoğunluğunun yabancısı olduğu lüks yaşamı ekonomik sıkıntılarla boğuşan halka dayatma çabaları, uyuşturucu ve kaçakçılığı neredeyse yasal seviyeye oturmak için oluşturulan senaryolar, havuzu villalar, mafyatik tipler, para babaları, 21. Yüzyılın ‘şirin’ ağaları, yasadışı kolay para kazanma yolları, normalleşen iftiralar, yargısız infazlar, adaleti kendi sağlama sarhoşluğu, geleneksel değerlerle dalga geçen replikler ve daha neler neler…
Yıllarca dirsek çürütüp, mezun olunca iş bulamayan, çaresiz kalan, parasızlıktan sevdiğine kavuşamayan, evliliği sürekli erteleyen gençlere kötü örnek olmuyor mu sizce…
Çocuk yaşta sokak çeteleri nasıl oluşuyor sanıyorsunuz, kadın cinayetleri, akran zorbalığı… Hep bu izleyiciden de destek bulan mafyavari diziler yüzünden…”
Sadece ben değil, birçok köşe yazarı, bu tehlikeyi görmüş ve köşe yazılarında uyarılarını yapmıştı.
Zira toplumsal kaos göstere göstere geliyordu…
Uyuduk, uyanamadık...
----------------
Peki nedir bu korku tıoplumu projesi?
Yasal düzenin hiçe sayıldığı, mafyavari düzenin esas olduğu bir süreci başlatmak…
2000’li yılların başında, hepimizin ekran başında, ayıla bayıla izlediğimiz bir diziyle, ülkemizde şaha kalkıyor bu süreç…
Bunda siyonist güçlerin Türk toplumunu, ahlaki değerlerini yok etme, insanları köleleştirmek için köklerinden uzaklaştırma çabaları da var.
Dünyada en çok Türklerin izlediği televizyon da bunun için en etkili iletişim aracı..
Gözlemlerim beni böyle düşündürüyor.
İşte çarpıcı örneklerden biri.
Tarih 15 Ocak 2003… Ekranda “Kurtlar Vadisi” başlıyor. İlk bölümlerde izleyiciyle başlayan sıcak temas, etkisini hissettiriyor.
Dizi kısa sürede en çok izlenenler arasında yerini alıyor.
Hoşumuza gidiyor, bir babayiğidin adamlarıyla belinde silahla dolaşması, haraç toplaması, hasmını hizaya getirmesi, devlete ayar vermesi, hak hukuk tanımaması…
Dizinin ana teması mafya… Eli silah tutan bir takım kişiler, hak hukuk dinlemeden öldürüyor, kaçırıyor, gasp ediyor.
Akıldan uzak sahneler… Kabadayılık, zorbalık başrolde…
O günün bebeleri, bugünün gençleri…
Geçmişte, mafyavari Amerikan dizilerine alışkın bizler için sıradan olan bu dizi, çocukların yüreğinde, “O yapıyorsa ben de yaparım” sloganıyla yer ediyor. Aile üyeleri de bu tür bir yaşam biçimine iç geçiriyor, bir de maddi zorluklar yaşıyorsa, hayat “zorla elde etmek” mottosuyla ilerliyor.
Ardından başka başka mafya dizileri… Günümüze dek.
Süper lüks yaşamlar, parayla satın alınan kadınlar-erkekler, korku, şiddet ve ötesi…
Onca uyarıya karşın, yazılan çizilen onca köşe yazısına, kitaba karşın sonuç alınamaması ve son yıllarda şiddet vakalarının, özelikle okullara saldırının çoğalması, hep bu mafya sarmalında büyüyen bir neslin ve buna çanak tutan düzenin ve anne babanın sorumsuzluğunun da etkisi var.
Bu toplumu kanayan yaraya dönüştüren sürece internet de dahil olunca ve savaş oyunlarının çocukları neredeyse bir şiddet robotuna dönüştüren senaryoları beyinlere kazınınca, düşmanlık tohumlarının yüreklere ekilmesi kaçınılmaz oluyor.
Oysa hayat oyun değil, gerçek.
-------------
Sözün özü, çocukların elde silah gezinmesinde, akranlarını öldürmesinde, yaşadıkları hayal alemiyle gerçeği karıştırmasında, her şeyi paraya dönüştüren bu kahpe düzenin yanı sıra anne ve babaların da büyük rolü var.
O dizilerin etkisinde sadece çocuklar mı kalıyor sanıyorsunuz, büyükler de beyinlerini o şiddet resitaline kiraya vermiş durumda…
Oğlunu atış poligonuna götürüp eğittiğini sanan emniyet müdürünün de, çocuğuna öğretmenine karşı gelmesini tembihleyen, ‘hakkını ara, arkanda ben varım” diyen bir babanın da, doktor dövmek için hastane basan zorbaların da, dizide ölen mafya babasının vefat ilanını gazeteye veren geri zekalıların da, namusu apış arasında arayan, bu uğurda eşini, kız kardeşini, sevgilisini öldüren manyakların da bu süreçte payı yok mu sanıyorsunuz?…
Bir toplumu bitiren yegane olgu ahlaki çöküştür.
Bugün gençleri geleceksiz bırakan ama asla sorumluluk almayan bu düzen, gençleri umursamayan aileler, sevgi yerine nefret dili ekenler bu gidişatın baş sorumlularıdır.
Kibarlığın eziklik sayıldığı, zorbalığın geçim kaynağı olduğu, suçluların “kahraman!” olarak nitelendiği bir düzen bu.
İçinde yaşıyoruz.
Bu nedenle, çocuğunun eline silah veren ya da çeşitli araçlarla buna cesaretlendiren toplumun her bireyi, bir gün namlunun kendisine döneceğini de bilmelidir.
----
Yazımı, başarılı bir oyuncu olan sevgili Altan Erkekli’nin bir sözüyle bitirmek istiyorum:
"Hayatın içindeki güzellikleri biz ekranlardan görmeye başlarsak kendimizi de öyle eğiteceğiz."
İşte işin sırrı budur, kendimize aynı tutmak.
Sevgi yüklü, dürüst ve adil bir dünya bugün hayal gibi gelse de, olanaksız değil.
Yeter ki kötülüğe karşı çıkmayı, insanca yaşamayı isteyelim.
-----------------
17.04.2026
Hürol Dağdelen
YORUMLAR
Yorum Yap