Ekonominin temeli tarımı ayağa kaldırmak

  • Ekonomik iskeletimizi tanzim etme 
  • Ekonomik iskeletimizin temeli tarımı tanzim etme 
  • Ekonomik iskeletimizi tarımı tanzim etmek 

TOPRAĞA SAYGI, ÜRETİCİYE VEFA GEREK

Ülkemizin kuruluşundan beri ekonomik varlığımızın toprağı ve iskeletini, kırsalın eli nasırlı, bağrı güneşten yanmış Atamın efendisi köylü çiftçi üzerine kuruludur.

Tarım bu üretken insanlar her türlü zorlukta, her türlü imkânsızlıkta kâr, zarar hesabı yapmadan üretip bugünlere geldi...

Yetiştirdiği zirai değerler sanayicimize, ihracatçımıza, tüccarımıza ticari kaynak olup katma değerlere dönüştü. Yurttaşımıza, yönetenimize genç, ihtiyarımıza sabah masalarında bulduğu kahvaltıları, akşam eve döndüklerinde de mutfaklarında kaynattıkları tencerelerinde aş, ekmek oldu.

Fakat kimse dönüp de yaşamlarının, kazançlarının, fabrikalarının varlığımızı borçlu olduğu bu kitlenin hâlini sorgulamadı. Dertlerine, çıkmazlarına, sırtında taşıdığı kamburlarına el uzatıp çözüm aramadı! Meseleyi çiftçi, köylü meselesi olarak görüp geçti...

— BU YANGINLAR ŞİMDİ ÜSTEKİLERİ DE YAKIYOR —

Ama şimdi kırsaldaki bu yangınlar üstteki kesimlerde de yol açacak bir ateşe evrildi. Bu ülke hepimizin varlığımızı bu topraklara borçluyuz. Buradan çıkışın yolunu da hep birlikte aramalıyız. Tıpkı milli mücadelede...

Olduğu gibi… Ülke üretimleri içinde yer alanda, bu üretimleri kaynak olarak kullanan tüketende, iktidar, muhalefet demeden yönetimlerde yer alanlarda; tarımdaki girdilerin artışından şikayetçi.

Gübre, tarımsal ilaç, tohum, elektrik, mazot, yem fiyatlarıyla ilgili konuşuyor. Herkesin dilinde girdilerdeki artış var. Hiç kimse dönüp de kırsaldaki insanın ne kadar, ne oranda vergi ödediğini sormuyor. Hatta çiftçi bile içinde yaşadığı bu mali tablonun farkında dahi değil!

Cambaza bak misali yıllardır girdi fiyatları derdinde…

Halbuki Türkiye’de en çok vergiyi çiftçi, köylü ödüyor. Nasıl mı?

— TOPRAK GİBİ ALMADAN VERGİYİ ÇİFTÇİ ÖDÜYOR —

Ziraatçı olarak kırsalın insanı katma değer vergisi (KDV) almaz, tahsil etmez; aynı şekilde özel tüketim vergisi de almaz ama bütün bunları öder. Üretimi meydana getirirken gübre, tarım ilacı, tohum, çuval, kasa, amele (işçi) parası, arazisi yoksa kiraladığı tarlaya kira öder.

Traktör alır, tarımsal demirbaşlar alır; bunlardan aşınma payı, amortisman düşmez.

Bütün bu masrafları yaptığı halde, vergi adaleti yönünden vatandaş olarak tüccar, sanayici, esnaf gibi sattığı ürünün gelirinden, masraflarını düştükten sonra kalan matrahtan kazancına göre vergi ödemez.

Aksine yaptığı masraflar dahil olarak, sattığı ürünün üzerinde stopaj ödeyerek vergilendirilir!

Çiftçi böylece haberi bile olmadan Türkiye’de en çok vergi ödeyen kesim haline gelir… Neler yapılabilir? Tarım için iyileştirmeler, düzenlemeler nasıl olmalı diye bir başlık da açabiliriz…

— ANKARA’DAN BAKAN GÖZLE DEĞİL —

Önce çiftçiye yeni bir vergi düzenlenmesi gerekir. Bu işlemi yaparken bürokratik yükler yerine, ziraat odaları çatısı altında yapılandırılacak bir mali tabloyla sürdürülebilir, basit, çifte vergilendirmeden kurtaracak ve üreticinin kazancına göre bir ödeme ile vergi adaletiyle buluşturulabilir. Vergide, gerçeklere dayalı bir tabanda yaygınlaştırılır.

Yönetenler işin aslını çare ararken Ankara’dan bakan gözle değil, toprağın içindeki yaşam şartlarına, üretim esaslarına göre belirlemeli. Böylece birçok vergilenmemiş kalemlerle, kaçaklamada bütçeye katkı koyabilirler.

Ayrıca ürün bazında lisanslı depoculuk olanaklarını tarım havzalarında çoğaltmalı. Bunun içinde tarımda bankacılık yapan kurumlara çiftçiden kazandıkları gelir oranında bu yapıları gerçekleştirme sorumluluğu verilerek tarımsal ekonomiye katkı sağlanabilir.

Gıda sanayicisine, tarımsal kaynaklara dayalı üretim yapan fabrikalara, tarımsal ürün ihraç eden ve ithal eden işletmelere tarımsal ürün yetiştirilmesine destek verecek altyapı yatırımlarına bu ürünlerden elde ettikleri katma değerden kaynak aktarılmasıyla üretici, sanayici, üretim zincirini sürdürülebilir bir yapıya kavuşturur.

Sözleşmeli ekim yaptırımlarında çiftçi, köylüyle yapılacak anlaşmalar yöredeki ziraat odalarında tıpkı noterlerdeki gibi üç nüsha olarak düzenlenerek alıcı ile satıcı arasında hukuki bir yaptırım hayata geçirilmeli. Aksi halde bu tek taraflı sistem üreticiyi de ürün planlamasında kaosa sürükler.

İnsanımızın beslenmesinin ve ekonomimizin iskeleti olan tarım, bütün yurttaşlarımızın, gelecek kuşaklarının benimsemesi gereken bir varoluş sebebidir. Bunu sadece çiftçinin sırtına yükleyip tarımı kırsalın meselesi olarak görme hatasına düşmeyelim. Çünkü üreticilerden yoksun olan milletler üretenlerin esiri olur.