İzmir’de tüketim kıskacı ve sosyal yıkım

 

İzmir’in ışıltılı caddelerinden icra dairelerinin tozlu koridorlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede yaptığım gözlemler, kapitalizmin "iktisadi birey" modelinin şehri nasıl bir borç ve mutsuzluk sarmalına ittiğini somut verilerle ortaya koyuyor.

1. Kredi Kartı ve Borç Sarmalı: İktisadi Bireyin "Esareti"

Gözlemlerime göre; üretimin devamı için tüketim" zorunluluğu, İzmirli bireyi bugün "borçlu birey" haline getirmiştir.

• Verilerle Gözlem: Türkiye Bankalar Birliği (TBB) ve BDDK verilerine göre, İzmir Türkiye’de kişi başına düşen kredi ve kredi kartı borçluluğunda en üst sıralarda yer almaktadır.

• Olumsuzluk: "iktisadi birey" kârını maksimize etmek isterken, bankaların sunduğu kredi kartı ve tüketici kredisi tuzaklarına düşmüştür. İzmir’de vadesi geçmiş kredi borçları ve takibe düşen tüketici kredilerindeki artış, rasyonel olduğu iddia edilen bireyin aslında bir "borç kölesine" dönüştüğünün en büyük kanıtıdır.

2. İcra Dosyalarında Patlama: Sistemin Tıkanma Noktası

İzmir Adliyeleri üzerinden yaptığım gözlemler, şehrin tüketim alışkanlıklarının ağır bedelini gösteriyor.

• Gözlem: İzmir’deki icra dairelerinde biriken dosya sayısı son yıllarda milyonları aşmış durumdadır."bankacılık sisteminin insanları içine çekmesi" olgusu, İzmir’de her üç haneden birinin icra tehdidiyle karşı karşıya kalmasıyla sonuçlanmıştır.

• Analiz: İktisadi birey, medya ve reklamların dayattığı "lüks tüketim" kodlarına uyum sağlamaya çalışırken, ödeyemeyeceği borçların altına girmiş; sonuçta ne huzuru ne mutluluğu bulabilmiştir.

3. Emeklilerin Durumu: "İktisadi Birey" Modelinin En Zayıf Halkası

İzmir’in yoğun emekli nüfusu (İzmir’in birçok ilçesinde) üzerinde yaptığım gözlemler, sistemin en trajik sonucunu ortaya koyuyor.

• Gözlem: İktisadi bireyin "sosyal ilişkileri umursamadığı ve yaşlıları dışladığı" belirtilirken, bugün İzmirli emekliler düşük emekli maaşları ile yüksek kira ve gıda enflasyonu arasında sıkışmış durumdadır.

• Yıkım: Hayatı boyunca "tüketim toplumuna" hizmet etmiş olan emekliler, yaşlılıklarında bekledikleri yasal sürelerde vermiş oldukları emeklilik primlerini gelişmiş ülkelerdeki gibi nemalandırılmadığı devlet eli ile erimesine sebep olduğunun yüksek sesle haykırılması ve ailevi destek ve hürmetten mahrum kaldıklarını; hem ekonomik hem de psikolojik bir çöküş yaşamaktadırlar. Borçlanan ve çocuklarına yük olmak istemeyen emekli profili, İzmir’in sekiler-modern yalnızlığının en acı örneğidir.

 

 

4. Alternatif

"Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkûmdurlar."

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözüyle, üretmeden tüketen toplumların sadece ekonomik krizlerle karşılaşmayacağını, aynı zamanda bağımsızlıklarını da tehlikeye atacaklarını vurgulamıştır.

 

Sonuç

İzmir’de artan icra dosyaları, ödenemeyen kredi kartları ve geçim savaşı veren emekliler; kapitalizmin "iktisadi birey" projesinin iflas ettiğini gösteren canlı gözlemlerdir. Tek seçenek Tüketilenden çok üretim için toplumsal bilincin oluşması ve gereğinin yapılmasıdır.