İzmir'in geleceği bir rakam savaşı değil, bir vizyon meselesidir
İzmir’de uzun zamandır bir “alışkanlık siyaseti” ve buna eşlik eden bir “slogan yarışı” izliyoruz. Sandıklar kapanıp hayatın gerçekleri başladığında; İzmir, ne yazık ki ideolojik bağlılıklar ile hizmet eksikliği arasına sıkışıp kalıyor. Ancak son dönemde bu tabloya, karşılıklı ithamların ve rakamların havada uçuştuğu bir "mağduriyet ve müjde" savaşı eklendi.
800 MILYAR TL VERİLEN VE %3: IZMİRE VERLEN TERAZININ ŞAŞMAYAN DILI
Hakkaniyetli bir analiz yapmak gerekirse, masadaki en çıplak gerçek şudur: İzmir, 2025 yılı verilerine göre merkezi bütçeye 800 milyar lira vergi veren, Türkiye’nin ekonomik yükünü sırtlayan üçüncü büyük şehridir. Buna karşın, bu devasa katkının merkezi bütçeden şehre geri dönüş oranının yüzde 3 civarında kalması, İzmirli için üzerinde durulması gereken bir "adalet" meselesidir.
İktidar milletvekillerinin, yatırım programındaki kalemleri sanki olağanüstü ve çok yüksek bir lütufmuş gibi sunan söylemleri, bu büyük orantısızlığın gölgesinde kalmaktadır. Evet, onaylanan dış krediler ve devam eden projeler kıymetlidir; ancak İzmir’in genel bütçeye sağladığı devasa katkı ile şehre sunulan yatırım imkanları arasındaki bu makasın, "kaşıkla verilip göz çıkarırcasına" bir başarı öyküsü olarak anlatılması, İzmir halkının ferasetini ve haklı beklentisini hafife almaktır.
BELEDIYENIN "ENGELLENIYORUZ" ÇIKMAZI
Öte yandan, yerel yönetimin her hizmet aksamasını "engelleniyoruz" diyerek Ankara’ya havale etmesi de bir başka yönetim zafiyetidir. Bugün İzmir’de birkaç ana arter dışında "yüz metre sağlam yol" bulmak, Körfez kirliliğini aşmak veya altyapıyı modernize etmek artık bir lüks değil, zorunluluktur.
Belediye bütçelerinin büyük bir kısmının personel giderleri ve cari harcamalara gitmesi, yatırıma ayrılan payın her geçen gün erimesi; şehrin vizyon projelerini hayata geçirmesinin önündeki en büyük engeldir. Kendi iç işleyişindeki bu verimlilik sorununu çözemeyen bir yapının, her türlü sorunu "dış güce" bağlaması, İzmir’in çürümesine sessizce onay vermekten başka bir anlam taşımaz.
BIR AKLISELIM ÇAĞRISI
İzmir’in ihtiyacı olan şey; ne iktidar milletvekillerinin "zaten veriyoruz" diyerek yetersiz rakamları parlatması, ne de yerel yönetimin bu yetersizliğin arkasına saklanarak temel görevlerini ihmal etmesidir. Şehir, etkin medya güçleriyle yürütülen bu "algı yarışı"nın içinde yorulmaktadır.
2026 Yatırım Programı bir fırsat olabilir ancak bu fırsat, sadece kâğıt üzerindeki dış kredi onaylarıyla değil; bu bütçelerin personel maaşlarına değil, doğrudan İzmirli’nin yaşam kalitesini artıracak altyapı projelerine dönüştürülmesiyle anlam kazanır.
Gelin, İzmir’i bu kısır çekişmelerden kurtaralım. Şehrin hakkı olan payı almak için tek ses olduğu, ancak yerel yönetimin de aldığı her kuruşun hesabını "hizmet" olarak verdiği bir düzene geçelim. İzmir, ne ideolojik kutuplaşmalara ne de rakamsal illüzyonlara kurban edilemeyecek kadar değerlidir.
İZMIR'IN GELECEĞI; SLOGANLARIN GÜRÜLTÜSÜNDE DEĞIL, AKLIN VE HAKKANIYETIN IŞIĞINDA INŞA EDILMELIDIR.
