Suriye; satranç tahtası
Sevgili dostlar,
Günümüzde İsrail, Ürdün, Lübnan, Suriye ile bazı bitişik alanlara karşılık gelen ve
“Levant” diye adlandırılan bölge, birinci dünya savaşının sonuna kadar Osmanlı toprağıydı.
Savaşta yenilen Osmanlı’nın sadece batıdaki değil güney doğusundaki bazı toprakları da
İngiliz ve Fransızların eline geçmişti. İki büyük savaş sonunda bölgede İsrail başta olmak
üzere birçok devlet kuruldu.
Suriye kurulan bu devletlerin biri olarak karşımıza çıkıyor. Geçmiş tarihinde ağırlıklı
olarak Sovyetler Birliği yanlısı bir politika izleyen Suriye, bereketli toprakları, jeopolitik
konumu ve son zamanlarda Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) içerisinde
belirlenen zengin doğalgaz yatakları ile kayda değer bir Orta Doğu ülkesi konumunda
bulunuyor.
Suriye gibi demokrasisi kurumsallaşmamışsa, serbest seçimler uluslararası teamüllere
uygun yapılmıyorsa, halk fakir ve cahilse, aşiretler güçlüyse, yönetim şekli yurttaşlık değil de
mezhep ve din temelli ise yani laiklik tam olarak uygulanmıyorsa bu ülke dış güçlere karşı
son derece kırılgan olur ve küçük bir rüzgarda dahi yok olmaya mahkum olur.
Nitekim de öyle oldu. 2012 yılında selefi cihatçılar tarafından başlatılan iç savaş
ülkeyi kan gölüne çevirdi. Dünyanın birçok ülkesinden gelen on binlerce selefi-cihatçı, IŞİD,
El-Nusra, bugün iktidara gelen HTŞ (Hey’et-i Tahrirü’ş-Şam) gibi örgütlere katılarak birkaç
ayda Suriye’nin ve Irak’ın neredeyse yarısını ele geçirdiler.
Bunlara karşı koymakta zorlanan merkezi yönetim ve başındaki Beşşar Esad tam
yenilecekken Rusya müdahale etti. Rusya, merkezi hükümete bağlı Suriye ordusu, İran
destekli Haşdi Şabi, Lübnan Hizbullah’ı, Esad’ı destekleyen milis güçler hep birlikte selefi-
cihatçıları mağlup ettiler. Yenilen cihatçılar aileleriyle birlikte İdlib bölgesine yollandılar ve
burada şeriatçı bir devlet yapılanmasına gittiler. Suriye Kürtleri ise IŞİD’e karşı mücadele
ederken Esad rejimine de uzak durdular ve kendi kanton bölgelerini oluşturdular
Bir yıl önce İdlib’ten yola çıkan bir avuç HTŞ’li selefi-cihatçı, Rusya ve Türkiye
gözlem noktalarını geçerek birkaç günde Şam’a girdiler ve iktidarı devraldılar. Bugün artık
Suriye HTŞ’nin ve başına 10 milyon dolar konan eski adı Colani yeni parlatılmış adı ile
Ahmet eş-Şara olan kişi tarafından yönetiliyor.
Birkaç gün içerisinde HTŞ Suriye’ye nasıl hakim oldu? Bunları birkaç başlık altında
irdeleyelim.
Türkiye… Rusya-İran-Türkiye arasında imzalanan Soçi mutabakatına göre selefi
gruplar Türkiye tarafından silahsızlandırılacaktı. Özellikle İran’ın uyarılarına rağmen Türkiye
oradaki cihatçıları silahsızlandırmadı aksine HTŞ’yi el altından destekledi.
İsrail-ABD ortaklığı…
…Suriye sahasında etkili olan İran’ın vekil gücü olan Haşdi Şabi milisleri İsrail-ABD
hava saldırıları ile geri çekilmeye zorlandı ve Kasım Süleymani başta olmak üzere
Suriye’deki komuta kademesi neredeyse yok edildi.
Yine İran destekli Lübnan Hizbullah’ı İsrail saldırılarıyla zayıflatıldı, Haşdi Şabi gibi
bunların komuta kademesi de İsrail tarafından yok edildi. Bugün Hizbullahlı milisler değil
Suriye’ye girmeye evlerinden bile dışarıya çıkmaya cesaret edemiyorlar. Ardından İran’a
uygulanan ambargolar ve füze saldırıları İran’ın bunları destekleme kabiliyetini de ortadan
kaldırdı.
Rusya…
…yıllardır destek verdiği Esad’tan bir anda vaz geçti. Ukrayna ile uğraşan Rusya için
Suriye zaten hem askeri hem de ekonomik anlamda tam bir bataklık haline gelmişti. Putin
Türkiye’nin HTŞ’ye desteğini gördüğü halde pek ses çıkarmadı. Suriye kamburundan
kurtulmak istedi. Rusya için Suriye’deki üsler çok değerliydi ve HTŞ ile pazarlık yaparak
bugün hem donanma hem de hava üssünü kullanıyor.
Ürdün, S. Arabistan gibi çevre ülkeler…
…bunlar özellikle İsrail-İran füze savaşlarında İsrail’e istihbari destek vererek İran’ın
zayıflamasına ve Suriye sahasındaki hareket etme kabiliyetinin yok olmasına yardımcı
oldular.
Suriye Demokratik Güçleri (SDG)…
…içerisinde Kürt örgütleri olan YPG/PYD’yi de içeren SDG, Ahmet eş-Şara iktidara
gelinceye kadar sahanın en kazananıydı. Esad zamanında da Eş-Şara zamanında da sırtını
ABD ve İsrail’e dayamıştı. SDG sahada İŞİD’e karşı ABD’nin vekil gücüydü, ittifak
ortağıydı.
Trump, 7 Ocak’ta Paris’te Suriye ve İsrail’i bir araya getirip, İsrail’in güvenliğini
garanti altına aldıktan sonra SDG’ye karşı tavır değişmeye başladı. Ve sonunda Türkiye-
Suriye ittifakını SDG’ye tercih etti. Bunun üzerine Suriye ordusu harekete geçti ve SDG’yi
Haseke-Kamışlı hattı ve Kobani’ye itti. Bu durum ayni zamanda İsrail’in de hayal ettiği
“Davut koridoru”nun da sonu demekti.
ABD, SDG’li yöneticilerin dedikleri gibi onları aslında bir gecede satmadı, Paris’ten
beri sindire sindire terk etti. Bunu SDG’nin anlamamış olmasına imkan yok ama bence bu
gelişmeye karşı bir şey yapamadılar.
Daha tali birçok faktörü sayabilmekle birlikte yazıyı “ne olacak?”la sonlandıralım…
Büyük resme baktığımda gördüğüm şey, bundan böyle Suriye’nin kaynaklarına yani
Akdeniz’deki MEB içerisindeki doğalgazına, petrolüne, değerli minerallerine “Çok Uluslu
Emperyalist Şirketler (ÇULEŞ)” çökecekler. Yine ÇULEŞ için Suriye, enerji hatlarının geçişi
için kullanışlı ve güvenli bir rota olacak.
Bugün Suriye’de kurulan “ılımlı İslam modeli” gelecekte radikalleşir mi? HTŞ eski
rolüne döner mi? Ahmet eş-Şara yeniden Colani rolünü üstlenir mi?
Şu an bilmiyoruz ama bekleyip göreceğiz…
Prof. Dr. Harun Raşit Uysal
TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Yönetim Kurulu Üyesi
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi
E mail; [email protected]
